Hayatım boyunca hep kalçalarından dertli, kalçasıyla dertli bir insan oldum ben. Seneler boyu öyle bir bıkkınlık verdi ki, artık alışverişten yaka silker hale geldim. Basenler dar gelir, bel bol gelir, takımın altı üstü aynı beden olmaz. En takmıyorum dediğim zamanlarda bile böyle içimde ince ince sızlayan bir yaradır o. En zayıf olduğum zamanlarda – ki bu çok zayıf olduğum zamanlardı -bile gözüme hep büyük gözükmüştür.
Bütün bunları geride bırakmak için hep debelendim. Ve debelendikçe sanki daha çok battım. Devamlı bir bahanem vardı. Ya spor yapmaya vakit yoktu. Yani suç beni başka şeylerle meşgul edenlerindi. Ya annemin yediklerine dayanamıyordum. Yanı suç annemindi. Ya tiroid bozukluğumdan dolayı uğraşşam da işe yaramıyordu. Yani suç haşimoto’ya sebep olan tam da belli olmayan etkenlerdi. Ya spor yapmama engel olan soğuk havaydı. Ya güzel ikram hazırlayan arkadaşlardı. Ya çikolata aşermeme neden olan hormonlarımdı.
İç mihraklar durmadan bahane üretiyordu. Benim kalçalar hüyüdükçe büyüdü.
Sadece içim içimi yese. Bir de dış mihraklar var ki….
…devamı yarına.






Ah ah kesinlikle katiliyorum…