Beni kategorize etme*

Jul 25, 2011 - 2 Yorum

Doğduğu andan itibaren çocuklarımızı gözlemlerimize göre hemen kategorize etmeye başlarız. Sonra kitaplar okuruz, o kitapların grupladığı özelliklere göre etiketlendirmeye başlarız. Bu etiketler malesef çoğunlukla olumsuz özellikleri öne çıkartan “damgalar” olur. İnternette kaç tane “İştahlı çocuğum”, “Uyumayı seven çocuğum”, “her dediğimi yapan çocuğum” konulu yazı gördüğünüzü düşünün veya kaç arkadaşınız benim “çocuğum doğduğundan beri herşeyini paylaşır”, “kardeşini herşeyden korur” diye öve öve bitiremediğini hatırlamaya çalışın.

Bu etiketlerin en zararlı yan etkisi,  bunları özellikle  çocukların yanında sesli olarak kullanmaya başladığımız çıkar. Daha dün bu konuda Blogcu Anne Yaramaz Çocuk yazısında başkalarının çocuğunu yaramaz diye adlandırmasından duyduğu sıkıntıyı dile getirmişti.  Benimse en tehlikeli bulduğum ve malesef etrafımda çok sayıda gördüğüm ailenin kendi çocuğu hakkında “çocuğum çok yaramaz” şeklindeki devamlı etrafa şikayet etmeleri. İster 2 haftalık olsun, ister 2 yaşında, ister 12, siz çocuğunuz yanınızda farketmiyor diye düşünürken arkadaşınıza, annenize, telefonda tanıdıklarınıza kendisinden, “beni delirtecek”, “uyumuyor”, “yemiyor”, “içmiyor”, “çişini kakasını tuvalete yapmıyor”, “çok yaramaz” diye bahsetmeye başladığınız anda, farkında olmadan çocuğu bu yönde şekillendirmiş oluyorsunuz. Çocukların yaramaz olmaktan başka seçenekleri kalmıyor ve siz de çocuğunuzu anlamaya çalışmaktan vazgeçmiş oluyorsunuz.

Siz 2 haftalık bebek anlamaz deyin, ben bebeklerin doğdukları andan itibaren anne ve babalarının enerjisini hissedip ona göre davrandıklarına inanıyorum. Hatta bunu 4 sene evvelki şu yazımda da yazmıştım. Bu sözümü en yorgun ve tahammülsüz olduğunuz ve bebeğinizden en çok şikayetçi olduğunuz günlerde onun sanki inadına daha da uyumsuz, uykusuz ve iştahsız olduğu zaman hatırlayın.

Mary Sheedy Kurcinka, kitabına önce bu kafamızdaki etiketleri düzenlemeyle başlıyor. Çocukların davranışlarını nasıl algıladığımız ve onları nasıl damgaladığımız onlarla olan iletişimimizin önünü açmada çok büyük önem taşıyor. Eğer çocuklarınızın davranışlarına ve mizaçlarına ne kadar tahammül sınırlarımızı zorlarlarsa zorlasınlar, olumsuz bakmamaya çalışırsak onları anlamamız ve iletişim kopukluğunun çözümü de o kadar kolay geliyor.

Bu da ilginizi çekebilir:  Örnekli boncuk dizme

Heyecanlı çocukların 5 esas ve 4 bonus kişilik ve davranış özellikleri var. İlla hepsinin her heyecanlı çocukta olması gerekmiyor ama zaten anne baba olarak onu tartabiliyorsunuz. Ben kitabı okuduğumda Kozmopolitan dergisi testi gibi herseyi “evet, evet” diye işaretlemiş, “vay be kurtarıcım bu kadın” demiştim. Özelliklerin yanına anne baba olarak ne gibi olumsuz etiketler kullanıyor olabiliriz, onları da parantez içinde ekledim.

Heyecanlı çocukların ana özellikleri:

  • Duyguları yoğun yaşamaları (çok ağlayan, agresif, gürültücü)
  • Kafalarına koyduklarından vazgeçmemeleri (inatçı, dik kafalı)
  • (hem duygusal hem fiziksel) Hassas olmaları  (alıngan, huysuz)
  • Algılarının çok açık olması (dikkatsiz)
  • Değişikliklere yavaş ve zor uyum sağlamaları (uyumsuz, seçici, huysuz)

Her heyecanlı çocukta olmayabilen bonus özellikler:

  • Günlük düzenlerinin olmaması
  • Çok hareketli olmaları (yaramaz)
  • İlk tepkilerinin olumsuz olması (uyumsuz, kavgacı, hırçın)
  • Aksi ruh halleri (aksi, kaprisli, somurtkan)

Yarınki yazıdan önce kendinize ufak bir kişilik testi yapın. Yukarıdaki özelliklerin sadece sizin çocuğunuzda olup olmadığını değil, kendinizde olup olmadığını da düşünün. Hayır çocukluğunuza veya gençliğinize dönmenize gerek yok. Şu andaki mizacınızı düşünün. Çabuk kırılıp darılanlardan mısınız? Veya bir işi yaparken 15 farklı şeyi düşünüp ne yapacağını unutanlardan mı? Kocanızla akşama veya haftasonuna güzel bir program yaptığınızda son anda suya düşünce hayal kırıklığı içine taş gibi oturanlardan mı? Sabah ters tarafından kalkıp duşunu almadan veya kahvesini içmeden medeniyete kavuşamayanlardan mı? Önünüze pat diye bir spontan bir plan getirildiğinde, hemen “olur” demek yerine, “dur bakayım. ben bir düşüneyim” diye elini çenesine dayayanlardan mı?

Demek istediğim bu özellikler sadece çocuklara mahsus değil. Muhtemelen bu yazıyı okuyan herkeste bu özelliklerden en azından 2 tanesi çıkacak. Hele ki heyecanlı çocuğu olduğunu düşünen anne babalarda bu sayı daha da artacak. Veya çamuru eşinize atacaksınız :)  Sizin tarafa çekmiş diye.

Bu da ilginizi çekebilir:  Montessori dışındaki eğitim felsefeleri

Heyecanlı çocuğu olduğu düşünen ve kendinin de (belki kısmen) heyecanlı olduğuna kanat getiren varsa el kaldırsın. Bakalım neler çıkacak? Yarın da biz kendi eteğimizdeki taşları dökelim.

*Sezen Aksu’nun “Beni kategorize Etme” şarkısı (Sözler: Bülent Ortaçgil)

Beni kategorize etme
Benle oynama
Yaftayı yapıştırıp
Bana isim koyma
Karikatürleştirme beni
İlahlaştırma
Tabulaştırma sakın tabulaştırma

Ben seni öyle sevdim öyle sevdim
Ben seni öyle sevdim böyle mi sevdim

Matematiklaştirme beni çarpma, bölme
Toplama, çıkarma sakın beni hesaplaştırma
Mekanikleştirme beni otomatiklaştirme
Yarıştırma sakınonla bunla karşılaştırma

Ben seni öyle sevdim öyle sevdim
Ben seni öyle sevdim böyle mi sevdim

Sıkıştırıp tıkıştırma beni depolaştırma
Duygularım yok oldu yüreğimi nasırlaştırma
Beni demoralize etme depolitize etme
Her işten kaçar oldum beni illegalize etme

Ben seni öyle sevdim öyle sevdim
Ben seni öyle sevdim böyle mi sevdim


Etiketler: ,

Benzer Yazılar:
  • Çocukları cesaretlendirme ve teşvik etme
  • Koş, hopla, zıpla
  • Uyum sağlamak ve yeniliklere açık olmak
  • Dikkat eksikliği ve algı hassasiyeti
  • Hassas çocuklara anlayışla yaklaşmak

  • «       |       »




    "Beni kategorize etme*" için 2 Yorum yapılmış.

    1. Blogcu Anne says:

      Evet, ben de heyecanlı bir kişiyim aslında. Ancak yaşım icabı hareketliliğim nispeten durulmuş durumda :)

      Ben de çocukların yanında -kaç yaşında olurlarsa olsun- onlarla ilgili olumsuz şeyler söylememek gerektiğine inanıyorum. (Yapıyor muyum, maalesef her zaman değil.) Bence de anlıyorlar birçok şeyi. En basitinden hissedebiliyorlar onlarla ilgili hislerimizi.

      Ben sürekli büyüklere anlatmaya çalışıyorum, babaanneye falan bıraktığımızda onların yanında “Çok iyi yemek yedi, bunu yedi, şunu bitirmedi, şöyle yaptı, böyle etti” demelerini bile istemiyorum. Ancak işte siz istediğiniz kadar uğraşın, tanımadığınız bir insan gelip de iki dakika ortalıkta koşturduğunu gördüğü çocuğunuza “yaramaz galiba” diyebiliyor. Evet, çok bozuldum.

      • Pratik Anne says:

        Kesinlikle. Insan yetiskinken bile devamli kendisine olumsuz sifat takilinca veya atiyorum, sakarsin, beceriksizsin, lafini bilmezsin deyince sinir olacagini dusunmez mi?

    Bir Yorum Yazın

    designed by GeCe for personal use of Pratik Anne