Bir eğitim ütopyası

Feb 21, 2012 - 11 Yorum

Dünkü eğitim felsefeleri ve beğendiğim yönleri üzerine yazdığım yazım, çocuklarıma okulda gördükleri, öğrendikleri dışında ben daha neler sunabilirim diye yaptığım araştırmalar veya antenlerimi açık tuttuğum için tesadüfen denk gelmeler sonucunda öğrendiklerimin özetiydi.

Dün de yazdığım gibi ben şahsen keşke bunları birileri yapsa diye dövünmeyi yersiz buluyorum. Belki gökkuşağının öte tarafında bir köyde, eğitim birimlerinin başındaki yetkililer, çocukların tüm potansiyellerini sonuna kadar geliştirebilecek bu birbirinden güzide ekollerin en can alıcı yönlerini bir araya getirip, okul bile denemeyecek kadar eğlenceli ve bir o kadar da verimli bir eğitim sistemi sunuyorlardır. Ki ne olursa olsun, her eğitim sistemi veya felsefesi en iyidir ve de bundan öte herkese uygundur diyemeyiz. Ama basmakalıp, birbirine benzeyen, hatta farklı olmaktan korkan, bir ıslıkla güdülebilecek nesiller yetiştirme amacının baskın olduğu dünyamızda, hangi ülkeye giderseniz gidin içinde bulunduğumuz sınırları aşmamız çok zor. Nereye dönsek fablda anlatıldığı gibi cins cins hayvanlardan oluşan bir sınıfta, kuşa yüzmeyi, yılana uçmayı, fok balığına ağaca tırmanmayı öğrenmeye zorlayan bir sistem var.

İşin beni rahatsız eden kısmı, eğitim felsefeleri bir yana, başkaları çocuklarımıza neyi nasıl öğretiyor bir yana, bizim nesil ebeveynlerin en büyük eksikliği olan, çoğunluğumuzun “çocuğumuzun ilk öğretmeni” olduğumuz gerçeğini gözardı ediyor olmamız. Hayatın birçok alanında olduğu gibi sorumluluğu devletin ve hatta özel sektörün sunmadığı imkanlara yıkmamız da buradan kaynaklanıyor. Bunun en büyük sebebi, tabiki erişilmek istenen hayat standardının çift maaş gerektirmesi ve annenin – yani çocuğun ilk öğretmeninin – ve babanın, çocuğun en kritik ilk 6 yılında harıl harıl para kazanmak için çalışıyor olması. Çalışan bir anne olarak en başta ben geliyorum ve çoğu zaman çocuğumun eğitimine daha fazla katkıda bulunabileceğimi bildiğim halde tüm verimli vaktimi başka bir meşgaleye adamak beni cidden rahatsız ediyor. Diğer taraftan farklı şeyler üretip, üretime katkıda bulunup, kendi maddi gücümü elimde bulundurmayı da seviyorum. Bunun bir dengesi olmalı ve bu denge herkese eşit imkanlarla sunulmalı. Sadece şanslı bir avuç insana değil.

Bu imkan sadece annelere değil, babalara da sunulmalı. Çocukları büyürken, babaların çocukları ile daha fazla vakit geçirmesi bence çok önemli. Eminim anne olduktan sonra işe geri dönmeyi düşünmeyip çocuğunu yetiştirmeyi isteyen anneler kadar, babalar da vardır. Ayrıca her çocuğun şambabasından daha fonksiyonel bir babaya ihtiyacı olduğu kadar, annenin de babanın manevi desteğine ihtiyacı var. En azından kendim için konuşayım. İçinde bulunduğum danışmanlık dünyasında, üst düzey yöneticilerin çoğunun erkek olmasının en büyük sebebi, bu seviyede bir pozisyon devamlı seyahat ve uzun çalışma saatleri gerektirdiği için, erkeklerin bu rolü kabullenip, evde çocuklarını yetiştirmek üzere eşlerine teslim edip, haftasonları evdeki animasyona yetişmeleri. Toplumun kendi kendine enjekte ettiği sosyal bilinçten ve yetişme tarzından mı, çocuğu karnında taşımadığından ve hormonal değişikliğe maruz kalmadığından mı, bunlar derin mevzular, ama erkekler aile ve iş dengesini daha kolay feda edebiliyorlar.

Bir anne olarak eğitimimi (üniversitede okuduğum bölüm değil tabi, o kel alaka), beynimi, kapasitemi çocuğumu daha yakınen yetiştirebilmek için kullanabilmeyi isterdim. Bu amaç herkesin ilgi ve yetenek alanına girmiyor olabilir. Daha evvel öğretmen ebeveyn olduğumu yazmıştım. Keşke bu mevcut eğitim sistemleri ile beraber, çocuğumun ilgi ve yetenek alanlarına yoğunlaşabilsem, zayıf olduğunu gözlemlediğim alanları geliştirmek için kendimi geliştirsem. Keşke yetişkin eğitimleri arasında ebeveynler için eğitim felsefesi kursları olsa. Tools of Mind sistemini veya bebeğin dil öğrenimi nasıl olur (daha önce) öğrense(ydi)m ve çocuğuma ona göre ortam hazırlasa(ydı)m, oyun kursa(ydı)m. Ve de bunları ben yapsam. Bu işin uzmanları (uzun seneler eğitimini almış, işini ve çocukları seven öğretmenler) bir ucundan tutsa, bir ucundan biz anne babalar tutsak, artık indigo mu olur, platinum mu olur, world platinum mu bambaşka bir nesil yetiştirsek.

İşin bir de manevi kısmı var. Yani iş sadece A, B, C veya 1,2,3 değil. Çocuğun ilk eğitiminin ailede verilmesi, çocuğun doğru ahlaki değerleri ve erdemleri sağlam olarak öğrenmesi için de çok ama çok önemli. Doğruluk, dürüstlük, merhamet, saygı, vicdan, tevazu, sadakat, şefkat, nezaket ve benzeri değerlerin doğru olarak verilmesi ancak aile içinde ve genellikle de örnek olarak olur. Çalışan anne bunu veremez, demiyorum tabi. En başta benim annem de çalışan anne ve şahsen anne ve babamın oldukça başarılı olduklarını söyleyebilirim. Ancak şartlar gitgide çocuğun eğitiminin dışarıya bağımlı olmasını gerektiyor. (İşin ilginç yanı, homeschooling yolu ile çocuğunu kendi eğitmeyi tercih eden ailelerin genelde çocuklarına kendi dini eğitimini vermek isteyen aileler olduğunu görürsünüz.)

Bence, gökkuşağının öte tarafında olsaydık, şöyle bir sistem olurdu. Kadın, erkek herkes okurdu. Okumanın esas amacı parayı vurmak olmazdı. Doğru okul öncesi, ilk ve ortaokul sistemi (geçen yazımda yazdığım seçenekleri veya karışımı) ile çocukların yetenekleri desteklenir, parladığı ve ilgilendiği alanlar öne çıkardı. Buna göre isteyen zanaat, isteyen sanat, isteyen ticaret, isteyen akademik bir yol çizerdi. Bunların hepsine ihtiyaç var. Herkes kendi çizdiği yoldan kendi belirlediği işini yapardı. Ziraat okuyan, organik tarım yapar, muhendis doğaya zarar vermeden yapılar yapar, doktorasını yapan bilimadamı olur, araştırma yapar veya profesör olur, müziğe yatkın olan sanatçı olurdu. Belki o zaman herşey para olmazdı. Çünkü herkese doğru sebep için doğru şeyi yapardı (doing the right thing for the right reason). Şimdi olduğu gibi birşey üretmeden sanal para yaratmak meziyet sayılmaz, üretimin kendi içinde bir değeri olurdu. İnsan yetiştirmenin bir kıymeti olurdu. Anne, baba olarak, bir süre maddi üretime ara verip bebeğin çocuğun büyütülmesi ile uğraşmak toplumun normu olurdu. Komün aile ve mahalle sistemi geçerli olurdu. Bebekleri anne, çocukları ablalar, abiler, halalar, teyzeler, anneanne ve babaanneler hep beraber büyütürdü. Çocuğun ilk öğretmeni olmak üzere gerekli temel araç, gereç ve eğitim anne ve babaya çocuğun doğumu öncesi sunulur, aynen kurumsal dünyada olduğu gibi devam eden eğitim benzeri, anne baba gelişimi gibi dönem dönem değişen ihtiyaçlara göre eğitim imkanlarını kullanabilirdi. Bunun bir kısmı resmi eğitim, bir kısmı da büyüklerden anane şeklinde olurdu. Sonra bir hayat döngüsü şeklinde, bu yetişen neslin, araştırarak geliştireceği yeni eğitim sisteminde yepyeni bir nesil yetişir, onlar bu döngüyü bir üst basamaya taşırlardı.

Bu da benim, sadece küçük bir parçasını ifade edebildiğim ütopyam.

Her yönünü eleştirdiğim bu sistemden, bunları düşüne(bile)n biri olarak çıkmış olmam ise kaderin bir cilvesi.

🙂


Etiketler: , ,
Kategoriler: Çalışan Anne, Eğitim

«       |       »




"Bir eğitim ütopyası" için 11 Yorum yapılmış.

  1. yeliz says:

    Maalesef işin ucu paraya ve yaşamak istediğimiz hayat standartlarına dokununca aslında ulaşılması çok güç olmaması gereken “ütopya” ütopya olarak kalıyor. kendi adıma ben de çok üzülüyorum. Keşke imkanlarım el verseydi de, çocuğumun ilk 3-4 yılını evde geçirebilseydim. ya da eşim bunu yapabilseydi. Eminim o da yapmak isterdi. Tek tesellim kendi imkanlarım içinde elimden geldiğince onunla vakit geçirebiliyorum. Ve şimdiye kadar onu emanet ettiğim insanlar onu üzmedi.
    Diğer taraftan üniversite okumanın iyi paranın anahtarı olması fikri de çok üzücü. İnsan kendisi için okumalı, patrona para kazandırmak için değil… neyse bu derin bir mevzu:)
    pratikannem, ütopyanı çok sevdim, sık sık dönüp okuyacağım.

  2. Nilhan- Küçük mucizem says:

    Yakın zamanda işi bırakmayı düşünüyorum. Dolayısıyla kızım da kreşi bırakacak. Ama ne işim bana bişey katıyor, ne de ben kızıma aileme bişey katabiliyorum. Binmişiz bir alamete gidiyoz kıyamete. Buna dur demeliyim. Kazandığım para zaten evi kalkındırmıyor. Kızımın kreşine gidiyor. Ee ben çalışmayınca kızım da kreşe gitmeyecek. Kızım 40 günlükken işe başladım ve bunun pişmanlığı asla geçmeyecek.

  3. Cigdem says:

    cok katmanli, boyutlu, felsefik bir konuya parmak basmissiniz, pratik olmamis bu sefer:)… ütopyayi cok begendim, herkesi kapsamayamasak da (ütopyayi toplum icin kuruyorsunuz sonucta) kendi cocuklarimiz icin olabildigince gerceklestirmeye kasmak lazim. Aslinda nesilden nesile iyilesme gerceklesiyor dediginiz gibi, sizin bu ütopyayi kurabilmeniz, cocugunuzun kismen yasayabilmesi, yetenekleri dogrutultusunda kendini yetistirmesine firsat taninmasi, odaklanabilen, mutlu bir birey olmasi, kendi cocuklari icin daha iyisini yapabilmesi vs. vs. Neyse dagildim biraz, asil diyecegim suydu, bana olan (ve belki diger annelere de olmustur biraz) insan hamileyken ve baslarda, biraz teknik meselelere cok takilip, onlari cesit cesit kitaplardan okuyarak bir sürü mesai harciyor (haliyle o zaman yasadigin sorunlar, gercegin bunu gerektiriyor). Onlari master ettikten sonra, ise dönüsle beraber, arastirma, ögrenme internetten makale okuma kivamina, biraz kulaktan duyma sekilde bilgilenmeye dönüsüyor. Ama asil egitim konusunda kaynaga inip, mesai harcamak, düsünerek, kendi fikrini olusturarak okumak lazim. Iki yas civarindayiz, acilen konuya egilme istegi uyandirdiniz bende.

  4. aileBiz says:

    Nedendir bilinmez (bilinir de!) yaşadığımız dönem de çift maaşla daha iyi şartlarda yetişen çocuklar daha mutsuz, daha verimsiz, daha vicdansız, daha maddeci…
    Ve her geçen gün herkesin altına imzasını atacağı “ütaopyanızdan” daha da uzaklaşılıyor…
    Yanlış giden bir şeyler var! Peki bunu fark etmek bu kadar zor mu? Biraz daha samimi olmak lazım ve bencillik etmeden kendimizle de bazı konularda yüzleşmek lazım…

    Eğitim sistemi, anne-babanın ve tüm şehrin çocuğun eğitimine katkısı, ahlak-vicdan gelişimi, manevi eğitim.. bu konularda birileri bir şey sorsa da konuşsam!!(:

    Eline sağlık pratikanne, insanları düşündürdüğün için…

  5. CokBilmis says:

    Bu ütopyanın tek gerçekleşme şansı “şehirleşmek”ten vazgeçmek. Nüfusunun bu kadar yoğun olduğu alanlarda kişiye özel hizmet imkansızlaşıyor. 15 milyon nüfuslu İstanbul’da ne günlük taze inek sütü bulunur, ne de 50 kişilik sınıflarda çocuğun kişilğine özel eğtim verilir.

    Ayrıca özellikle kişilik eğitimi ailede olmak zorunda. Örneğin siz “tevazu”yu çocuğunuza vermek istediğiniz bir erdem olarak saymışsınız. Ama bir başkası bunu bir erdem olarak görmüyor olabilir. Bu durumda iş erkeklere düşüyor. Eğer erkekler, iş hayatı için aile hayatlarını feda etmemeyi başarabilirlerse kadınlar sanki dünyayı kurtarmak yerine bebek bezi değiştirmeyi tercih ediyorlarmış gibi bir konumda kalmazlar. Örneğin bir baba da 1 sene ücretsiz doğum izni kullanmak zorunda olsa, hiçbir iş veren bir kadın işçi alırken “Doğum yapmayı düşünüyor musun?”diye sormaya gerek görmez.

    Ulaşılması zor bir ütopya değil bence. İnsanlar yavaş yavaş duruma uyanmaya başladılar. Sanayi devrimi amacına ulaştı ve şimdi başka bir devrime geçmek üzereyiz. İlk sinyallerini de bizim kuşak veriyor sanırım 🙂

  6. sirar says:

    Merhabalar,

    Ne kadar güzel bir yazı olmuş, kaleminize sağlık. Ben, 3 yaşına kadar oğlunu kendi büyütmüş, sonrasında kreşe göndermiş iyi bir teknik üniversitenin fizik bölümünden mezun bir anneyim. Yazdıklarınızın çoğuna katılıyorum. Ama bire bir tecrübe ettiğim şey, evde çocukla kalmak çok zor. Ev içerisinde uygun ortamın oluşması için, önce evlerin daha doğrusu şehirlerin değişmesi gerektiği. Komşuluktan tutun, oyun alanlarına, kaldırımların düzenlenmesine kadar bir yığın sorun sizi bekliyor evde olunca. Aslında bence asıl mesele kapital sistem, modern dünya. Bütün dünyayı saracak bir değişim beraberinde eğitim sistemindeki değişimleri de getirecektir ve bunun günün birinde gerçekleşeceğine inanıyorum.

    Nitekim sizin de söylediğiniz gibi “güdülmek” üzere yetiştirilmiş olmamıza karşın böyle aykırı sesler gün geçtikçe artıyor. Çocuklarımızın da onlara ne verirsek verelim bir adım ötesine sıçrama potansiyelleri olduğuna inanıyorum.

    Bir de benim tercih etmediğim şey “eğitici ebeveynlik”. Bu da karakteristik bir durum sanırım. Ben oğlumla öğretmen-öğrenci ilişkisine girmek istemedim. Anne olmak aslında çocuğun maddi manevi sizi emmesi demek bence. Nasıl olursanız doğrudan onu alıyor. Sonra da kendi özgün doğasından bir şeyler katarak yeni halini alıyor. Yani şöyle ki siz sorgulayan bir beyne sahipseniz, muhakeme yeteneğiniz güçlü ise, o da buna yatkın oluyor. İşte ne bileyim bilimsel bir yön gelişiyor mesela. Ama müzik olmazsa olmazınızsa onun için de çoğunlukla böyle oluyor. Bunlar bence “belirleyici” faktörler. Ama “sınırlayıcı” değiller.

    Ben biraz daha akışına bırakmayı seviyorum. Aksi bir program kaygı düzeyimi yükseltiyor buna bağlı olarak da çocuğuma dair beklentilerimi.

    Ufuk açıcı yazınız için teşekkürler. Sevgiler.

  7. Evren says:

    Ah, ah, utopyan utopyamdir 🙂 Ben de Ursula K. Le Guin’in Mulksuzler’de yarattigi dunyaya takili kalmistim. Orada biraz daha farkliydi ama ozunde, paraya dayali olmayan komun sistem vardi 🙂 Okullarda ogrenilen seylerin cogu unutuluyor zaten, ozde aileden ogrendiklerimiz kaliyor. Giderek anne-babamizi buluyorsak kendimizde, biraz da ondandir… Her dedigine yurekten katiliyorum, yuregine saglik!

    • Pratik Anne says:

      Evren bu konuya da bir el ativer sen. Ne dogru demissin, giderek anne-babamizi buluyoruz kendimizde.

  8. Husra says:

    Birileri bizim icin birseyleri degistirmeyecek, degisim bizim icimizde.

    Mesela, bu sene okula baslamasi gereken kizimi okula gondermedim, arkadaslari onumuzdeki sene 2. sinifa baslayacak ama ben 8 yasina girinceye kadar ona bir harf bile ogretmeyecegim. Once doyasiya kossun oynasin, cocuklugunun keyfini cikarsin. Ne kizimin cahil olmasindan ne de yasitlarindan geri kalmasindan korkuyorum. Kizimin gozlerindeki isiltiyi gormek, annecigim derken icinin titredigini hissetmek ve hergun yeni birseyler ogrenmek icin, ama yalniz ve yalniz kendisi istedigi icin, kalbinin carptigini bilmek bana yetiyor.

    Kizlarim mutlu ve huzurlu, ben de verdigimiz belki de radikal sayilabilecek bu kararla ilk defa tasasiz bir sekilde anne olmanin keyfini cikariyorum.

  9. nur says:

    merhaba,

    birinci sınıfa gidecek oğlum için okul ararken bu yazınızla karşılaştım. ne devlette , ne de özelde benim hayalimdeki gibi bir okul yok. bazı özeller biraz ümit vaaediyor gibi ama onlar da bir servet istiyor. ben çalışmayan bir anneyim. evde okullarda verilmeyeni nasıl telafi edebilirim diye düşünmeye başladım aynen sizin gibi. ama bu konuda hedefleri belirlemem, yol-yöntem, plan program çizmem lazım. bu konuda hangi kaynakları tavsiye edersiniz? teşekkür ederim.

  10. Melek says:

    Diyorum ki biz be yapabiliriz???
    Onemli olan bizim yapabileceklerimize inanmamiz ve Bir araya Gelip Bir ucundan utopyayi yaratmaya baslamamiz!!!
    Sizden haber bekliyorum 🙂

Trackbacks/Pingbacks

  1. Kızlara oje, erkeklere silah | Pratik Anne

Bir Yorum Yazın